2.Dünya Savaşı'nın karanlık yılları boyunca Dr. Schweitzer, Lambaréné'de
kaldı. Ama elemanları azalmıştı, gelir kaynakları daralmıştı; hemen hemen
kimi yardım kuruluşlarının desteğiyle idare ediyordu. Bunların içinde
en önemlisi de Birleşik Amerika'daki Albert Schweitzer Bursu idi. Afrika'dan
1948'de ayrıldığında yaralı, değişmiş ve hala değişmekte olan bir dünyayla
karşılaştı. Dr. Schweitzer'in umut ve sağduyunun restorasyonu felsefesine
göre yenenler de yenilenler de aynıydı. 1952' de insanlık yararına yaptıklarından
dolayı Nobel Barış Ödülü ona verildi. Ödül kabul töreninde yaptığı konuşmada,
önyargılılık ve ulusçuluk bir tarafa bırakılıp, tüm insanlık özellikle
yaşayan her canlının evrenselliğini kucaklamadığı taktirde, hiçbir şekilde
barış olamayacağını, insanlar ve toplumlar arasında uyum sağlanamayacağını
belirtti..
İnsan ruhu ölmedi: Gizlice yaşamını sürdürüyor... İnsan ruhu merhametin
ki bütün ahlak kuramları bundan köklenir, tam anlamıyla ve derinliğiyle
gelişmesinin ancak ve ancak tüm yaşayanları kapsamına alır ve sınırlarını
salt insan nesliyle daraltmaz ise mümkün olacağını anlamıştır.
Dr. Schweitzer, sürdürülen nükleer denemelerin insan ve biyosfer üzerine
etkilerini gösterdiğinin dışında çok az başka şeyin insan ile doğa arasındaki
karşılıklı ilişkiler yumağını daha açık tanımlayamadığını işaret etmiştir,
bu savaş sonrası yıllarında. Onun ve onun gibi düşünen binlerce bilim
adamının, nükleer denemelerin gelecek kuşaklarda yüzyıllar boyunca doğacak
çocuklarımız üzerinde belirlenmeyen etkilerinin olacağına dair uyarıları,
birçok hükümetlerce duyuldu ve atmosferdeki nükleer denemelere son verildi.
Havadaki nükleer deneyler sonucu ortaya çıkan radyoaktif maddeler orada
sonsuza değin kalmaz, radyoaktif kar ve yağmur olarak dünyaya düşerler.
Yaprakları ve kökleri yoluyla bitkilere nüfuz eder ve birikirler. Bizlerde
onları bu bitkilerden, onlarla beslenen ineklerin sütünden ye de diğer
besi hayvanlarının etinden kendi bünyemize alırız. Radyoaktif yağmurlar
içme sularımızı da zehirler.
Birçok Amerikalı Dr. Schweitzer'i 1949'da 74 yaşındayken Birleşik Amerika'ya ilk kez gelişiyle tanıdı.Dr Schweitzer, Colorado, Aspen'de ikiyüzüncü doğum yılı kutlamaları yapılan ünlü şair - dramatist Johann Wolfgang Goethe için, ona yaşamının en derin etkilerini yapmış olan bu büyük şaire duyduğu saygı için, Birleşik Amerika'ya gelmişti. Goethe'ye olan şükranı sonsuzdu.
Goethe ile bizi varlıklarımızın en derin yerinde birleştiren bağ onun
doğa felsefesidir.Gezisinin belki de en çoşkun anı, trenin penceresinden
bakarken, ulaşımı kısıtlı bir vadide toplanmış aç bir geyik sürüsüne uçaklardan
atılan saman balyalarını farketmesi oldu. Coşkuyla "İşte yaşama saygı"
diye haykırdı. Dr.Schweitzer Felsefesi, özellikle 1950'lerin başlarında
sözünü duyurmaya başlayan Kuzey Amerika Hayvan sağlığı gruplarının mücadeleci
dünyasında yeni bir ufuk açılmıştı. O günlerden sonra Hayvan Sağlığı Enstitüsü,
Hayvanları Koruma Yasası Enstitüsü, Birleşik Devletler Şefkat Topluluğu
ve Kanada Şefkat Klübü gibi kuruluşlar ortaya çıktı.
Birçok topluluktaki şefkat grupları, eğer vardıysalar bile, ancak zar
zor aidat toplayabiliyorlar, faaliyetleri ise kamuoyunca aşağılanıyordu.
Ama şimdi önlerinde bir önder görmekteydiler. Sonunda, hayvan haklarını
savunmaktan korkmayan bir dünya kişiliği ortaya çıkmıştı. Bundan cesaret
alarak, daha etkili hayvanları koruma mücadelelerine giriştiler, mahkemeleri
ve Washington'da Capital Hill'deki meclisleri zorlamaya başladılar. Dr.
Schweitzer'in Birleşik Devletler'e gelişinden sonraki yıllarda sayıları
yalnızca iki olan federal koruma yasaları süratle birbiri ardına çoğalmaya
başladı. Ama bu hiç de kolay olmadı. Çok şiddetli tartışmalar çıktı. Bugün
de benzeri tartışmalar daha geniş kapsam ve daha iyi uygulamalar elde
etmek amacıyla devam ediyor.
Dr. Schweitzer akımın etkisinin büyüdüğünü çok açık anlamaktaydı.1954'de
Hayvan Sağlığı Enstitüsü, Enstitünün Albert Schweitzer Madalyası'nın altın
bir örneğini Dr. Schweitzer'e sundu. O yıldan sonra hemen her yıl hayvanlar
için özgün hizmetlerde bulunanlar bu madalyayla ödüllendirildiler. Madalyanın
üzerinde Dr. Schweitzer'in köpeği Çu çu'nun bir kabartmasıyla onun şu
sözleri vardır: HAYVANLARI DA KAPSAYAN SINIRSIZ BİR AHLAK BİLİM GEREKLİDİR.
Madalyon'un basılmasına onay verdiği mektubunda "dava arkadaşım"
dediği AWI başkanı Christine Stevens'e şunları yazdı:
Yarattığımız bu madalyaya benim adımı verme arzunuz beni derinden duygulandırıyor.
İsim hakkımı size tüm kalbimle veriyorum. Ahlak sistemimizde tüm yaratıklara
sonsuz sevgiyi içeren bu felsefenin, yaşamım süresince anlaşılıp tanınabileceğine
hiç inanmazdım. Biliyordum ki bu gerçek bir gün insan düşüncesinde yer
alacaktı ama ahlak bilimindeki bu gelişmeye bizzat kendi gözlerimle tanık
olabilmek yaşamımın en büyük ve duygulandırıcı sürprizidir.
Birkaç yıl daha yaşasaydı, bu hareketin duraklamadığını aksine giderek
daha çok insanın, alışkanlıklar, hırs ve nemelazımcılık nedeniyle göz
yumulagelen kötü davranışların farkına vararak "Neden?" diye
sorduğunu görüp şaşıracaktı. Günümüzde tuzak avcılığına, kürk çiftliklerine,
fabrikasyon besi evlerine ve acı verici laboratuvar deney prosedürlerine
derhal son verilmesini talep eden çağrılar hiç azalmaksızın aksine yoğunlaşarak
devam etmektedir. Gençleri insanların hayvanlara karşı tutarsız ahlaki
davranışları üzerinde eğitmek ve onlara insanların yönettiği bir dünyada
hayvanların da hakları olduğu bilincini vermek isteyen çalışmalar da ilerlemektedir.
Bu da yeni, daha insancıl bir düşünce tarzını yerleştirecektir. Dr. Schweitzer,
öğretmenlere tavsiyelerde bulunurken bu işin anahtarının gençlerin elinde
olduğunu büyük bir güçle hissettiğini şöyle anlatır
Öğrencilerinizde bu dünyasa başkalarına yardım ve hizmet etmek için varoldukları
bilincini yerleştirmeye erken yaşlarda başlayınız. Dilerim ki bu okul,
öğrencilerine yalnızca hayat yolunda bilgi veren değil, aynı zamanda onlara
mantığın yanısıra yüreğin de her zaman kendi rolünü oynaması gerektiğini
öğreten öğretmenlere sahip olabilsin.
Şefkat Kulübünün onur başkanı seçilmesi üzerine 1959'da kulübün Kanadalı kurucusu Aida Fleming'e yazdığı mektubunda, eğitilmemiş çocukların çaresiz hayvanlarla oynadıkları korkunç oyunlardan yakınır. Bn. Fleming'in "Yeni bir İnsanlık" telkini yolundaki amacını memnuniyetle karşılar:
Uygarlığımız maalesef insani duygulardan yoksun. Bizler yeterince insani olmayan insanlarız! Yeni bir ruh arayıp bulmamız gerektiğini kavramalıyız! Bu idealin ışığını yitirmiş durumdayız; çünkü şefkat ve sevgimizin tüm yaratıklara uzanması gerektiğini anımsamak yerine yalnızca insanları düşünmekle meşgulüz. Dinimiz ve felsefemiz şefkatin tüm yaşayan varlıkları kapsaması gerektiği üzerinde yeterince durmamış... Bana yazdığınız satırlar, sizin de bu idealle dolu olduğunuzu anlatıyor. Mektubunuzdan çok etkilendim. Çok duygulandım. Çünkü bizler yeni bir insaniyeti amaçlıyoruz.
1961'de Japonya'dan onursal kurucu olarak Japon Hayvan Sağlığı Topluluğuna
hizmet vermesi talep edildi. Kabul mektubunda şöyle yazdı:
Yaşam saygısı'na dayanmayan hiçbir din ya da felsefe gerçek bir din veya felsefe olamaz.
Savaş sonrası yılların dünyası Dr.Schweitzer'in Lambaréné kapısına bir
yol vuran, ona ulaşacak yolu açan bir görünümdeydi. Bu çok cepheli kendini
hiç düşünmeyen adamı örnek alan yüzlerce gönüllü doktor, hemşire, teknisyen,
teolojist, filozof ve gazeteci vardı artık. Bazen bu "BüyükDoktor"
günün önemli konuları üzerine sohbet etmek yerine onlara hayvanlarını
uzun uzun anlatarak şaşırtırdı. Sı sık, artık çok büyümüş Lambaréné Hastanesi
ve köyüne yolu düşen hayranlarının cesaretlerini kırar, onlarca içlerinden
gelen hizmet aşkını buradan çok daha etkin olabilecekleri kendi ülkelerinde
ya da başka yerlerde uygulayabileceklerini hatırlatır şöyle derdi: Herkesin
kendi Lambaréné'si vardır. Kendi Lambaréné'sini Washington D.C. yakınlarında
Maryland'ın Silver Spring yöresinde kurmaya çalışan bir de Rachel Carson
vardı. Kanserin yıprattığı bünyesiyle uğraşan bu kadın da bir zamanlar
Dr. Schweitzer'in nükleer kirlenme tehlikesi konusunda uyardığı gibi dünyayı
yeni bazı "mucize" böcek ilaçlarının yanlış kullanımları konusunda
uyarmaya çalışıyordu. 1962'de tamamladığı "Sesiz bahar" adlı
yapıtını Dr. Schweitzer'e adarken onun şu cümlelerini yineliyordu:
İnsanoğlu geleceği görebilme ve tehlikeleri önleme yeteneğini yitiriyor. Sonunda dünyayı mahvederek yok olacak.
İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni kimyasal böcek ilaçlarının rastgele uygulanması
üzerine arıları yokolan bir Fransız arıcısına, bu olayı duyması üzerine
şunları yazmıştı, söz konusu türden ilaçların yaşam zinciri üzerindeki
etkisini vurgulayarak: Fransa'da ve başka yerlerde böceklere karşı yapılan
kimyasal savaşın trajik etkilerinin farkındayım ve bunları şiddetle kınıyorum.
Modern insan artık geleceği görebilme yetisini yitiriyor. Kendinin ve
diğer bütün yaratıkların beslendiği bu güzelim dünyayı yokederek kendisini
de yokedecek. Zavallı arılar, zavallı kuşlar, zavallı insanlar...
Büyük çevreci uyanış "Sessiz Bahar" ile başladı. Birleşik Devletler'de derhal bir Ulusal Çevre Politikası Yasası için kamuoyu baskıları başlatıldı. Schweitzer felsefesi paralelinde bu 1969 yılı yasası, çevreyi değiştirmeyi öngören herhangi bir devlet kuruluşunun, bu istemin gerekçelerini ve zorunluluğunu tüm ayrıntılarıyla açıklamasını şart koşuyordu.
1962'de Albert Schweitzer Madalyası'na layık görülen Rachel Carson konuşmasında Dr.Schweitzer'i "Zamanımızın yetiştirdiği en gerçek büyük insan" diye tanımladı." Eğer önümüzdeki yıllarda bizi zorlayan sorunlar arasından doğru yolumuzu bulabilirsek, bu onun prensiplerinin daha yaygın kitlelerce anlaşılması ve uygulanması sayesinde olacaktır." Albert Schweitzer kendilerini derinden etkilediği kimi doğacılar ve hümanistlerle hiç karşılaşamayacaktı ömründe; çünkü 1959'da Afrika'ya kesin dönüş yaptı, ardında doğanın onunla ilk kez konuştuğu Alsace tepelerini sonsuza değin bırakarak...
Şimdi dağları, şatoları ve ormanları terketmiş bulunmaktayım. Kilisenin
önünde şöyle bir durup kırlangıçlara son kez baktım. Onlarda güneye yolculuklarına
başlamak için toplanıyorlardı. Anlaşılan beraber çıkacağız bu yolculuğa.
Ama sevgili kırlangıçlar zaman gelecek ben sizin güney yolculuğu için
toplaştığınızı göremeyeceğim. Siz güneye bensiz göçe başlayacaksınız çünkü
ben bir dünyadan ötekine daha uzun bir yolculuğa çıkmış olacağım.
Albert Schveitzer 90 yaşında, 4 Eylül 1965 günü insanların davranış biçimlerinin değişmeye başladığını görebilmenin sevinciyle yaşama veda etti. Çocukluğunda kendi kendine sorduğu sorulara yılmaksızın cevaplar aramış olmakla, hayvanların esaretlerinin ve doğanın tahribinin yüreklerini yaktığı kendisi gibi bir sürü insana yol göstermiş olmasının onurunu duyuyordu. Ama daha sonraki yıllarda, dünyanın her tarafında filozofların ve düşünen insanların son kabul edilmemiş hak olan hayvan ya da bitkinin (insanoğlunun bilinci yoluyla) "Hayır" diyebilmesi hakkını talep etmekten kaçınmayacaklarını bilemezdi. Dr. Schweitzer yine bilemezdi ki, öncelikle onun sayesinde sömürülen hayvanlar ve doğa için yeni ve farklı bir gelecek oluşmaktaydı. Ama geçmişe bakınca zaten hiçbir devrimsel gerçeğin, ilk ortaya atıldığı dönemlerde çoğunlukça kabul edilmemiş olduğunu görebiliyordu.
Her gerçeğin kaderi, ilk ortaya atıldığında gülünç karşılanmasıdır. Bir
zamanlar kara derililerin de insan olduklarını ve insan gibi davranılmaları
gerektiğini söylemek aptalca birşey addelirdi. Ama bir zamanlar saçma
olan şey şimdi benimsenmiş bir gerçektir. Bugün de mantıki ahlaksızlığın
ciddi bir talebi olan, yaşamın her türüne kesiksiz saygı gösterilmesi
gerekliliği bir abartma addedilmektedir. Ama insanoğlunun gerçek ahlaksallık
ile düşüncesizce, hayata ve doğaya verdiği zararın uyuşamaz birer zıtlık
olduğu gerçeğinin farkına varana kadar birçok insan neslinin gelip geçtiğini
farkedip şaşacağı günler gelmektedir. Ahlak kavramı sorumluluk kapsamını
canı olan her varlığı içine alacak şekilde geliştirmiştir.
Albert Schweitzer ömrünün geçen her gününde idealleri konusunda kendini daha da geliştiren bir kişidir. Bu herzaman öyle kolay olmamıştı. Ama o başkalarının da kendisi gibi olabileceklerine inanıyordu, yeter ki onlar da kişisel alışkanlıkların ve kültürel geleneklerin zincirlerini kırabileceklerine inansınlar.
Aslında insanların sergiledikleri vahşetin çok az bir bölümü vahşi bir
içgüdüye bağlanabilir. Bu vahşetin çoğu düşüncesizlikten ya da tevarüs
edilmiş alışkanlıklardan dolayıdır. Vahşet ve kötülüğün kökleri de bu
nedenle yaygınlığının aksine pek de kuvvetli olamaz. Ama gün gelecek geleneklerin
beslediği insandışılık, düşüncenin yücelttiği insaniyetin önünde diz çökecektir.
Haydi gelin bu zamanı çabuklaştırmaya çalışalım.
Albert Schweitzer en derin konsantrasyonun bile yaşamını çocukluğundan bu yana etkileyen ikilemi çözmeye yetemeyeceğini biliyordu: Ben yaşamak isteyen bir doğanın içinde yaşamak isteyen bir varlığım. Ama bu gizemle bir çeşit uyuşma yöntemini buldu ve başkalarına da kendisi gibi davranabileceklerini gösterdi: Yargılarınızda mütevazi yüreğinize danışın; sevginin bölüm bölüm düşünülemeyeceğini de gözardı etmeyin. Sevgi tüm yaşamı kapsar.
Her görünümünde sevginin ahlakının tüm yaradılış için varolduğunu düşünmek! İşte çağımızın en güç görevi budur.